
“Yeterli İLGİ, Gerekli BİLGİ ve Saf SEVGİ”
METADUZEY
INTERNATIONAL COACHING INSTITUTE
Beyin ve öğrenme ilişkileri”, “Zekâ ve zekânın
geliştirilmesi”, “Üstün zekâlı çocukların eğitimi” artık Türkiye’de daha etkin
yönetiliyor.
Veli ve öğretmenlerin bilmesi gereken bilimsel gerçekler…
“Çocukların ders
çalışmamaları sanıldığı kadar basit bir sorun değil. Ders çalışmamanın çocuğa
göre farklılaşan nedenleri olmakla birlikte bazı ortak nedenlerden söz
edilebilir. Bu sorun sadece çocuklarımızın değil aslında öğrencilik sürecini geçirmiş tüm insanların
ortak noktası. Aslına bakılırsa, ders çalışmak özünde kimsenin zevk alarak
yaptığı bir şey değil. Çünkü ders adı altında sunulan konuları bizler
belirlemiyoruz, dışımızdan birileri tarafından belirleniyor. Doğal olarak da bu
kimseye çok heyecanlı gelmiyor. Hatta diyebiliriz ki, bir çocuğun ders
çalışmayı istemesi değil, istememesi daha doğaldır.”
Ders çalışmanın gerçek ödülünün çok
uzun zaman sonra üniversite sınavı ya da iyi bir meslek sahibi olunduğunda
alındığı yaklaşımı, çocuğu burnunun ucunda duran, bilgisayar, TV, sinemaya
gitme, arkadaşlarla sosyal bir ortamı paylaşma gibi etkinliklere yönlendiriyor.
“Bir çocuğun ders çalışabilmesi için, şimdiki
hazdan vazgeçip uzun vadeli sıkılmayı göze alması gerekiyor. İşte bu, çoğu
zaman beynimizin tercihleri ile örtüşmeyen bir durum. Çünkü beynimiz en kısa
sürede haz veren faaliyete yönelmeyi sever. Beynin, hazzı kontrol eden alın
bölgesi en geç olgunlaşan (yirmili yaşlar) bölümüdür. Bu nedenle, çocukların
ders çalışmayı istememesi bir suç değil, beyinlerinin tercihidir.”
Çocuğunuza ders çalıştırırken şu yöntemi uygulayın
Çocukların ders çalışmasını sağlamak çok iyi yönetilmesi gereken bir
süreçtir. Yaşa göre farklı uygulamalar söz konusu olsa da genelde bu çocuklar
üzerinde uygulanan ve başarı elde edilmiş bir modelden söz etmek mümkün. Bu
yöntem henüz ders çalışma alışkanlığı oturmamış çocuklarda etkili oluyor...
Psikolojiyi
kırın… Bu aşamada, çocuğunuzla konuşarak günde en az ne kadar ders
çalışabileceğini sorun. Diyelim ki yarım saat demiş olsun. Bu sürenin yarısı olan 15 dakikayı esas alın. Çocuğunuza da, “Sen yarım saat dedin ama ben senden
yarım saat çalışmanı istemiyorum, sadece 15 dakika
çalışmanı istiyorum” deyin.
“Çünkü şu an sende
öncelikle ders çalışma alışkanlığını kazandırmamız gerekiyor” gibi bir
açıklama, uygulamanın başlangıç mantığını çocuğun fark etmesini sağlar.
Rutin oluşturun. İkinci aşamadaki
temel hedef, çocuğunuzun belirlenen süreyi her gün çalışmasını sağlamak olmalı.
Bunun için ona, “Belirlediğimiz süre ile ilgili bazı kurallarımız var. Bu
kurallarımızdan birincisi, belirlediğimiz bu 15 dakikalık çalışma süresini her gün tekrarlayacağız.
Tüm sürelerimizi biriktirip hafta sonu çalışmak yok” şeklinde bir açıklama
yapın.
Düzeni kurun… Bu aşamada, çocuğunuzun çalışma ortamı ile ilgili düzenin oturtulması
gerekiyor. Çocuğa, “İkinci kuralımız, televizyon karşısında, yatarak, uzanarak
çalışmak yok. Belirlediğimiz süreyi, çalışma odamızda ve masamızda
tamamlıyoruz. Çünkü senin hep aynı ortamda çalışmanı sağlayarak çalışma
alışkanlığını pekiştirmek istiyoruz” demelisiniz.
Otokontrolü sağlayın… Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.
Motivasyonu artırın… Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.
"Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özelliktir. Çünkü asıl olan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.”"
Otokontrolü sağlayın… Çocuğunuzun belirlenen sürenin altına düşmemesini sağlayın. Bu aşamada çocuğunuzla, “Senden, belirlediğimiz 15 dakikalık sürenin altına düşmemeni istiyorum. Bunun nedeni, senin ders çalışma alışkanlığını kazanabilmen için otokontrolünü güçlendirmeyi istememiz. Böylece, belirli bir öz disiplin kazanacak ve bu alışkanlığı iyice güçlendirmiş olacaksın” şeklinde konuşun. Masasına bir çalar saat koyarak kurmasını istemek ve süreyi çalar saatle kontrol altına almak mümkün.
Motivasyonu artırın… Beşinci son adımda, çocuğunuzun motivasyonunu geliştirici hamleyi yapmak son derece önemli. Çocuğunuza, belirlenen sürenin üstüne çıkmakta serbest olduğunu söyleyin. Bir başka ifadeyle, “Eğer istersen, 15 dakikadan daha fazla çalışabilirsin” anlamında bir mesajla, çocuğun çalışma isteğindeki yoğunlaşmaya bağlı olarak tercih yapması sağlayın. Özellikle bu aşamada, çocukların birçoğu, kendilerinin bile farkında olmadıkları şekilde belirledikleri sürenin üstüne çıkıyor. Böylece çocuklar, düşündükleri ve belirledikleri sürenin üstüne çıkmanın gururunu yaşıyor ve başarılı oldukları ya da başarılı olacakları inancını iyice güçleniyor. Bu hissediş, onlar açısından önemli bir kırılma aşaması. Unutulmamalı ki, her başarısızlık bir sonraki başarısızlığın, her başarı da bir sonraki başarının zeminini hazırlar.
"Ders çalışmada hırslı olmak değil, azimli olmak gerekiyor. Hırslı çocuklar, yapacakları işe değil, arkadaşlarına odaklanır. Sürekli rekabet halindedir ve arkadaşlarını geçmeye çalışırlar. Bu nedenle, çocuklarda hırsı beslememek gerekiyor. Ancak aşırı iç motivasyon ‘hırs’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Hırs ise asla beslenmemesi gereken bir özelliktir. Çünkü asıl olan hırs değil, azimdir. Azimli çocuklar, görev odaklı olup üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapar ve mutlu olurlar. Oysa hırslı çocuklar ilişki odaklıdır. Bir başka ifadeyle, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten çok arkadaşlarını geçmeye çalışırlar.”"
MOTİVASYON
TİPİNE GÖRE ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR!
Ders çalışmayı engelleyen en önemli şeyin motivasyon tipi olduğunu
söyleyen Aydın, insanda bir iç bir de dış motivasyon diye tanımlanabilecek iki
yapı bulunduğunu ve bunların doğuştan gelen kişiliğin bir parçası olduğunu
söylüyor.
İç motivasyonu yüksek çocuklar
1- Genelde
amaçlarını bilmek isterler
2- Planlı çalışmayı
severler
3- İstekli ve
sabırlıdırlar
Dış
motivasyonu yüksek çocuklar
1- Sürekli
yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar
2- Sonuç
odaklıdırlar ve kısa sürede işi tamamlamak isterler
3- Kısa sürede
tamamlanmayan işlerden çok çabuk sıkılırlar ve enerjileri düşer
4- Başladıkları
işleri çoğu zaman yarım bırakırlar ve sürekli mazeret üretirler
5- En belirgin
özellikleri de ertelemedir. Sorumluluklarını sürekli erteler ve biriktirirler
Çocuğu sürekli suçlayıp eleştirmek
yerine motivasyon tipini anlamak ve ona uygun önlemler almak gerekiyor: “Dış
motivasyon tipine sahip çocukların iç motivasyon kaynaklarını harekete
geçirecek faaliyetler yaptırılmalı. Buradaki en kritik nokta da, çocukta,
başarılı olduğu ve başarılı olacağı inancının hep üst düzeyde tutulmasıdır”
Dikkat
Temel alışkanlıkların ve yeni davranışların kazandırılması için yaklaşık
olarak 21 gün tekrar
edilmesi gerekiyor. Zira bilincin davranışa dönüşümü biyolojik olarak 21 günde tamamlanır.
Bu nedenle, çocukların ders çalışma alışkanlığını kazandırmak amacıyla
yapılacak bu uygulama 2-3 hafta kadar hiç
değiştirilmeden aynen devam ettirilmelidir. Böylece, çocuğun beyninde ders
çalışma ile ilgili nörolojik aktiviteyi iyice belirginleştirmek ve kalıcılığı
sağlamak mümkün olur. Bu süre sonunda, çocukla tekrar görüşerek, çalışma
süresinin üzerine 5-10 dakika eklenmesini sağlayabilirsiniz. Süreç bu şekilde
adım adım ve azar azar ileriye doğru götürülerek ideal süreye kadar devam
ettirilmelidir.
SORUMLULUK
ÇOCUĞUN
Ödev için neler yapmalı? Ödev, okul ile çocuk arasındaki bir süreçtir.
Aileler bu süreçteki pozisyonlarını doğru belirlemeli ki çocuğun sorumluluğu
oluşsun. Okul öncesinden itibaren çocuğa verilen ilk ev çalışmalarından başlayarak
ailenin sadece yol gösterici olunduğu mesajı, onda sorumluluk bilincinin
oluşmasına yatırım olur.
Aile hangi tutumu izlemeli? Çocuklarının okula gitmesi ile ilgili olumlu duygularını onlarla paylaşmalı. Ayrıca okul dönemi içindeki tüm yapılması gerekenlerin çocuğa ait birer sorumluluk olduğu mesajını en baştan vermeli. Böylece çocuğun kafası netleşir. Ödevi çocuğun kendisinden daha çok kendine dert edinen, okulda unutulan ödevi gecenin bir saati okuldan almaya giden, okunması için verilen kitabı kendi okuyan ve sonrasında çocuğa özetini anlatan, kitapla ilgili soruların yanıtlarını çocuğuna dikte eden anne-babanın çocuklarında ödev bilincinin oturması oldukça güçtür. Bu durumda çocuk ödevin kendisine değil, ailesine verilen bir sorumluluk olduğu düşüncesini geliştirir.
Aile hangi tutumu izlemeli? Çocuklarının okula gitmesi ile ilgili olumlu duygularını onlarla paylaşmalı. Ayrıca okul dönemi içindeki tüm yapılması gerekenlerin çocuğa ait birer sorumluluk olduğu mesajını en baştan vermeli. Böylece çocuğun kafası netleşir. Ödevi çocuğun kendisinden daha çok kendine dert edinen, okulda unutulan ödevi gecenin bir saati okuldan almaya giden, okunması için verilen kitabı kendi okuyan ve sonrasında çocuğa özetini anlatan, kitapla ilgili soruların yanıtlarını çocuğuna dikte eden anne-babanın çocuklarında ödev bilincinin oturması oldukça güçtür. Bu durumda çocuk ödevin kendisine değil, ailesine verilen bir sorumluluk olduğu düşüncesini geliştirir.
Bu durumda ne yapmalı? İlk
günlerde çocuğu ödev sürecine adapte etmek için yanında oturabilir ve yanında
ona müdahale etmeden kitap okuyabilir, ya da onun dikkatini dağıtmadan başka
birşeyle oyalanabilirler. Amaç, onun yanında olduğu mesajını vermektir.
Birlikte ödev yapmak doğru mu?
Çocuklar rutinleri sever. Çünkü rutinler belirsizliği azaltır. Kaygıyı yaratan durum ise belirsizlik olduğu için rutinlere bağlı kalmak çocuklar için kaygının olmaması demektir. Bu nedenle, çocukların rutinini belirlerken veya onlarda alışkanlık haline getirebilecekleri bir davranış inşa ederken dikkatli olmalı. Eğer ilk günlerden itibaren ödevlerini birlikte yapmayı önerirseniz çocuk “Ödev anne-baba ile yapılır” inancını geliştirir, cevaplara daha kolay ulaştığı için bu alışkanlığına devam etmek ister. Çocuk evde aileyle çalışırken konuyu neredeyse tamamen kavramış görünür, anne ya da babanın sorduğu sorulara doğru cevap verir, birlikte çözdüğü testlerde başarılı olur. Ancak sınav günü geldiğinde beklenenden daha düşük bir performans gösterebilir. Çoğu zaman bu sınav kaygısı olarak tanımlanır.
Birlikte ödev yapmak doğru mu?
Çocuklar rutinleri sever. Çünkü rutinler belirsizliği azaltır. Kaygıyı yaratan durum ise belirsizlik olduğu için rutinlere bağlı kalmak çocuklar için kaygının olmaması demektir. Bu nedenle, çocukların rutinini belirlerken veya onlarda alışkanlık haline getirebilecekleri bir davranış inşa ederken dikkatli olmalı. Eğer ilk günlerden itibaren ödevlerini birlikte yapmayı önerirseniz çocuk “Ödev anne-baba ile yapılır” inancını geliştirir, cevaplara daha kolay ulaştığı için bu alışkanlığına devam etmek ister. Çocuk evde aileyle çalışırken konuyu neredeyse tamamen kavramış görünür, anne ya da babanın sorduğu sorulara doğru cevap verir, birlikte çözdüğü testlerde başarılı olur. Ancak sınav günü geldiğinde beklenenden daha düşük bir performans gösterebilir. Çoğu zaman bu sınav kaygısı olarak tanımlanır.
Aslında temel
neden, sınav sırasında evde olduğu gibi çocuğa yönlendirici ve doğru cevabı
bulmasına yol gösterici bir kişinin olmamasıdır. Çocuklar ilk günden itibaren
ödevlerini tek başlarına yaparsa ve anne-babalar sonrasında kontrol eder, belli
yerlerde yaptığı hataları yeniden düşünmesini söyler, en sonunda halen doğru
sonuca ulaşamıyorsa direkt olarak cevabı söylemeden konuyu açıklayıp
anladığından emin olurlarsa hem ödev amacına ulaşır hem de öğrenme sürecine bir
katkı olur.
İhsan ÖZALP/INLPTA
TRAINER